Hayatın gözyaşlarıyla yarışmaktır.kim daha çok yağacak diyerek gökyüzüyle bahse tutuşmaktır.sen mi güneşi daha çok sevdin yoksa ben mi onu diye yüzünü bulutlara çevirerek haykırmaktır yağmurda ağlamak ve bu yazı da yaşayabildiğimiz, damlalarımızın tükenmediği ve sevgilerin kirlenmediği bir yüzyılda kaleme alınmıştır.
“susarken saatleri gecenin senden geriye kalan acılar içinde sesini aradım günlerce,oysa adı vardı sevdanın sadece..bulamadım.çok yaklaşmıştım oysaki sesine,kulağımda çınlar olmuştu nefesin sonra sustum bir süre belki beni seninle gidemedi?im yerlere götürür dedim o sesin..
gökyüzü güneşi örtüyordu,yapayalnızdı bulutlar yağmur bile yağmaz olmuştu,nisan ayıydı aşk bir dengesizlikti belki tıpkı ben gülerken gülüşüme belli belirsiz destek atan güneş gibi,hüznüme katmıştım yağmuru korkuyordum ağlamaktan ya yağmurdan daha fazla yağarsam ya kendi kendimi boğarsam diyordum..sığınacak bir çıkıntı arıyordum senden farklı senden uzak senden ayrı olan, senle doldurduğum tüm sığınakların beni dışarı attığı gerçeğini unutamıyordum..derken,sokağın başından bir güneş doğuveriyordu, annem yağmura aldırmaksızın sığındığım sokaklarda,caddelerde beni arıyordu unut! demek için..ama seven gönül sözle avutulmuyordu,yağmur doğan güneşe inat içimden kanıyordu..sonra gece oluveriyordu ansızın,insanlar koşar adım uzaklaşıyorlardı benden her gittiğim yere kara çalınıyordu,umut mevsimleri tükeniyordu ömrümde,4ken 2ye iniyordu hayatım ve sonra 2 iken 1 e,bir ben kalıyordum amansız,sonbahar ve kış oluyordum zamansız..
senden geriye kaldırım boyu akan o damlalar sıralanıyor ve mazgalların bilinmezliğinde kayboluyordu,kim bilir daha nice sevdaları yutmuştu o sokaklar..ben yağmur olup yağıyordum,içimde bir sen oluyordu..yüzün güneş olup doğuyor,başka yüzleri aydınlatıyordu..ben kış olup üşüyordum,sen de mevsimler durmadan değişiyordu..ben o yağmurdan hep korkarken, senin izlerin korkmadan yağarak hep alnımın çatına vuruyordu..ve nefesin kim bilir bilmediğim hangi ülkelerde kimlere ses veriyordu..kim bilir!”